Sayfa: 2/2
Oysa patrikhane bir Türk kurumu olarak
ve Türk yasalarına bağlı olmasına
rağmen geçmişte de, bugünde Türk
Devletinin menfaatleri aleyhinde
faaliyette bulunmakta ve bizde seyirci
kalmaktayız. Bu konuda örnekler çok,
ancak sadece iki örnek vermekle
yetinecegiz. İlk örneğimiz eski
tarihlerden ve Amerika'daki Türk
alehtarlığı Lobiciliğin başı olan ve
herkesin tanıdığı Yakovos'tur.Yakovos
Türk vatandaşı İstanbul Rum'u olup,
İstanbul Patriği Athenagoras
tarafından Amerika Mitropolitikliğine
atanmıştır. Amerika'da Türkiye
aleyhine faaliyetlerde
bulunmuştur.Türk vatandışlığından
çıkarılmış ancak faaliyetlerine devam
etmiştir.Turgut Özal, Yakovos'un
Türkiye'ye gelebilmesi için izin
çıkarmıştır.Yakovos hala Türk
aleyhtarı faaliyetlerine Amerika
Birleşik Devletlerin'de devam
etmektedir.İkinci örneğimiz Kardak
krizinde Yunan Bayrağını İkizce
adalarına, Kilimli (Kalimnos)
papazının diktiğini televizyonlardan
defalarca izledik.Kilimli Adası,Oniki
Adalar'a bağlı küçük bir adadır.Oniki
Adalar Mitropoliti ile Kuzey-Güney
Amerika Başpiskoposunu İstanbul
Patriği tayin etmektedir.Yani Oniki
Ada ve Amerika Birleşik Devletleri
Papazları İstanbul Patriğine Bağlı
olup, Atina'daki Serafim'e bağlı
değildir.
Atina'daki kilise bağımsız(aktokefal)'dır.Yani
İstanbul'daki patriğe bağlı değildir.
Hatta İstanbul Patriğiyle araları
şimdilik açıktır.Atina'daki Serafim'le
Patriğin arasının açık olması,
Yunanistan'ın, Yunan idaresinin Fener
Patriği'nin bütün dünya Ortodoks
Hristiyanlarının başı, ekumenik
olmasını istemiyor alamına
gelmemektedir. Bu kanaatimizce
şimdilik bir iç cekişmedir.Zamanı
gelince ve Serafim'in görevi sona
erince iç çekişmelere de,Yunanistan
Atina kiliselerinin bağımsızlığıda
bitecektir diye düşünmekteyiz. Böylece
asıl amaç ve hedefleri, bütün dünya
Ortodoks Hıristiyanlarının dini lideri
olma rüyaları da Atina kilisesinin
bağımsızlıgını da ortadan kaldırarak
gerçekleştirecektir. Zira İskeçe
metropoliti, İskeçe'de yeni inşa
edilen Metropolitliğin açılış törenine
İstanbul Patriğini davet etti ve
patrik bu davet üzerine 30 Eylül 1997
tarihinde İskeçeye giderek açılışı
bizzat yaptı.Bu arada Yunan devletinin
laik olmadığını, dinin Ortodoks
Hıristiyan olduğunu belirtmeden ve
İskeçe'de,Gümülcine'de cami inşaası,tamiri
için izinlerin İskeçe ve Gümülcine
Mitropolitleri tarafından
verildiğinide belirtmeden geçmemeliyim.
Lozan Barış görüşmelerinde Türkiye
patrikhanenin kapatılmasını
istemiştir. Ancak Yunanistan'ın ve
konferansa katılan diğer ülkelerin
itirazlarıyla karşılaşmıştır. Tüm
çabalara rağmen patrikhanenin
kapatılması sağlanamamıştır. Eğer
bugün Heybeli Ada Ruhban Okulu
açılmazsa patrikhane papazsız
kalacaksa veya kapanacaksa bu bizi
Türkiye olarak ilgilendirmemeli Lozan
Barış Antlaşması'na göre,
İstanbul'daki patrikhane sadece
Istanbul il sınırları içerisindeki Rum
cemaatinin ruhani lideridir.
İstanbul'daki Rum cemaatinin iki-üç
bin kişi civarında olduğu Yunanlılar
ve Rumlar tarafından iddia
edilmektedir. Bu da İstanbul'daki
patriğin ve kiliselerinin cemaatsiz
olduğu anlamına gelir. İstanbul
Rumları bir yandan iki-üç bin kişi
kaldıklarını, cemaatlerinin
kalmadığını iddia ederken, diğer
taraftan da Ruhban Okulu'nun
açılmasını istemektedirler. İşte bu
düşündürücüdür. 1923 Lozan Barış
Antlaşması'yla Türkiye'den cemaatleri
gitmiş olmasına rağmen bugün hala
Bergama, Efes ve diğer bazı bölgelerin
Metropolitlerinin Istanbul'da
Patrikhane'de görevlerinin başında
bulunmaları da ayrıca düşündürücüdür.
İstanbul Patriği Varthelemeos, Ruhban
Okulu'nun açılnıasını gündeme
getirdiği Amerika Birleşik Devletleri
gezisinde Yunanlılara Yunanca olarak
yaptığı konuşmasında Yunan ETl
televizyonunda aynen şunları söyledi:
"Dün (24 Ekim 1997) tarihinde
Washington'da Beyaz Saray'da ve
Kongre'de genç Yunanlılarla
karşılaştım, gördüm ve kendileriyle
gurur duydum."
İstanbul Patriği'nin konuşmalarından,
hal ve hareketlerinden iki amacı
olduğu sonucunu çıkartmayız: a-
Bilgilendirme, b- Uyarma ve bu
taktiklerle ekumeniklik propagandasını
yapma imkanı bulmaktadır. Yine bu
vesileyle, İstanbul Patriği amacına
ulaşmak için önümüzdeki günlerde dünya
gündeminde kalabilmek için çağımızın
önemli sorunlarıda olan işsizlik,
uyuşturucu ve AIDS konularında
çalışmalar, sempozyumlar yapacaktır.
Sonuç:
İki-üç bin kişi kaldıklarını,
kiliselerinin cemaatsiz kaldığını
iddia eden patrik bir yandan da Ruhban
Okulu'nu açmaya çalışmaktadır. Cemaat
yoksa bu okula ne gerek var? Okulun
öğrencileri kimler olacaktır?
Batı Trakya'da cemaat olmasına,
okullara ihtiyaç olmasına rağmen,
örneğin; anaokullarına, ilköğretim
okullarına, Liselere ve özel yabancı
dil kurs okullarına ihtiyaç olmasına
rağmen, Eğitim Fakültelerinden
formasyon derslerini alarak mezun olan
öğretmenler olmasına rağmen, Yunan
idaresi tarafından Batı Trakya Türkü
oldukları için kendilerine çalışma
izni, okul açma izni verilmemekte,
tarlada çalışmak zorunda
bırakılmaktadırlar. Lozan
Antlaşması'na göre sadece İstanbul
Rumlarının dini lideri olması ve
siyaset yapmaması gereken patrik,
Türkiye sınırları dışına çıkınca hem
siyaset yapmakta hem de "ekumenik"
olduğunu iddia etmektedir.
Ruhban Okulu eğer açılacalsa, Batı
Trakya'daki Eğitim, Müftülükler sorunu
gündeme getirilmeli ve en önemlsi de
Selanik Ozel Pedagoji Akademisi
Kapatılmadan, Heybeli Ada Ruhban
Okulu'nun açılması sözü dahi ağza
alınmamalıdır. Eğer Selannik Ozel
Pedagoji Akademisi kapatılırsa Heybeli
Ada Ruhban Okulu ayarında Gümülcine'ye
bir okul açılmadan, Ruhban Okulu
kesinlikle açılmamalıdır.
Müftülükler konusuna gelince, Türkiye
ile Yunanistan arasında yapılan
antlaşmalara ve Yunanistan'ın
çıkardığı 1920 tarihli 2345 sayılı
yasaya rağmen hala Yunanistan'da
müftüler ve başmüftü seçimi yapılmadı,
özellikle başmüftü seçiminin
yapılmamasının sebebi de kanaatimizce
tamamen İstanbul Patriği'nin karşılığı
olmasıdır.
Bu noktada hareket ederek, eğer Ruhban
Okulu açılmazsa, patrikhane
kapanacaksa, andlaşmalara rağmen Yunan
idaresi tarafından müftülük seçimi,
yıllardan beri de başmüftü seçimi
yaptırılmadığı, Batı Trakya Müslüman
Türklerinin hakkı olan başmüftü
engellendiği için, bizde Ruhban
Okulu'nun açılmasını engellemeliyiz.
Bu fırsatı kaçırmamalıyız. Lozan'da da
Yüce Atatürk'ümüzün amacı patrikhaneyi
kapatmak değil miydi? Böylece
Atatürk'ümüzün amacıda da gerçekleşmiş
olur.