|
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin
Son Gelişmeler Hakkında
Yaptığı Yazılı Basın Açıklaması
3 Temmuz 2008
Ağır siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarla
boğuşan Türkiye’de özellikle son aylar içinde yaşanan vahim
gelişmelerin neden olduğu güvensizlik ve gerginlik ortamı, toplumda
endişe ve kuşkuların giderek artmasına yol açmıştır.
Altı yıldır hükümet sorumluluğunu üstlenen
Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında, Anayasa Mahkemesi tarafından
açılan kapatma davasının görüşülmeye başlandığı bu günlerde, bundan 13
ay önce başlamış ve Ergenekon” olarak isimlendirilmiş dava kapsamında
yapılan son gözaltına alma uygulamaları kamuoyunda geniş ve haklı
yankı bulmuştur.
Milliyetçi Hareket Partisi, hukukun
üstünlüğüne inanan, demokrasi ve insan hakları gibi vazgeçilmez
ilkeleri savunan bir siyaset çizgisinin temsilcisi olarak adaletin ve
meşruiyetin herkese lazım olduğuna yürekten inanmaktadır.
Türkiye’nin yaşadığı bunalımın derinleştiği
bir ortamda, gerekçesi ne olursa olsun demokrasimize, huzur ve
güvenliğimize tehdit olan bütün yasadışı oluşumların tespiti ve ortaya
çıkartılması; mahkemelerde yargılanması ve davaların da makul bir süre
içinde sonuçlandırılması, toplumumuzu rahatlatacak adımların başında
gelmektedir.
Ancak huzur ve esenliğimize musallat olan bu
yapıların ortaya çıkarılması adına yürütülen soruşturmalar esnasında,
hakkında suç isnat edilmeden, henüz bir iddianame hazırlanmadan
görevi, mevkii ve adresi belli olan şahısların adalete intikal
şekilleri ve yöntemleri ile bunların medyada yer alma ve yorumlanma
biçimleri tartışmaya açıktır.
Demokratik sistemin bir unsuru olarak önemli
bir kamu hizmeti veren basın ve yayın kuruluşlarımızın sayfa ve
ekranlarında yer alan haber ve yorumların maksadını aşarak objektif
olmaktan uzaklaştığı, şahıs ve kurumları zan altında bırakacak,
cepheleşmeleri körükleyecek, hukuki süreçleri etkileyecek, toplumu
gerçeklerden ve sağduyudan uzaklaştıracak bir anlayışın hâkim olduğu
görülmektedir.
Mahkemelere, emniyet makamlarına, istihbarat
birimlerine veya haberleşme kurumlarına ait olup mahremiyet taşıması
gereken konu, belge ve evraka, devlet ciddiyeti ile bağdaşmayan
zafiyetler sonucu karanlık odaklar tarafından nüfuz edilerek; basın
hürriyeti adı altında bu sızma haberleri yayınlamaya meyyal olan medya
kuruluşlarına taşındığı ortadadır.
Özellikle son zamanlarda, içte ve dışta
yürütülen sistematik bir karalama kampanyasının, vazgeçilmez anayasal
kurum olan Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneldiğine dair kanaatlerimizin
arttığı bir dönemde, bazı emekli mensupları hakkında başlatılan hukuk
sürecini kullanarak bu kurumumuzu zan altında bırakacak yorumlardan
kaçınılması ahlak ve sorumluluk gereği olmalıdır.
Terör örgütü ile kahramanca mücadeleyle geçen
yılların ardından binlerce şehit ve gazi vermiş ve halen en zor
şartlar altında bölücülükle mücadelesini sürdüren bu kurumun
haklarının ve itibarının psikolojik karalama kampanyaları karşısında
korumasız bırakılması düşünülemeyecek bir yönetim zafiyetidir. Bu
konuda görev öncelikle Cumhurbaşkanlığı makamına, ülkeyi yöneten
siyasi iradeye ve sonra siyaset kurumuna düşmektedir.
Hakkında yapılan açıklamalar, haberler ve
ithamlar karşısında, yalnız bırakılmaması gereken Türk Silahlı
Kuvvetlerinin kendisini savunmaya mecbur kalacağı bir sürecin bu köklü
kurumumuzu yıpratabileceği, çok kritik bir dönemde yürütmekte olduğu
vatan hizmetini ve terörle mücadele azmini etkileyebileceği
anlaşılmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, TBMM çatısı
altında yürüttüğü yapıcı, dengeli ve çözüm öneren siyaseti ile dün
yaşananlar karşısında şahısları ve olayları değil ilkeleri
savunmuştur. Bugün de yaşadığımız dönemi, aynı ilkeli tavırla;
hakkaniyeti, adaleti, insan haysiyetini ve hürriyeti önceliğine alarak
tam bir demokrasi ve ahlak duruşu göstermektedir.
Beklentimiz, suç ve suçlu ararken, masum
insanların şeref ve haysiyetlerini incitecek davranışlardan uzak
durulması, uygulamaların hukuki ancak insani çerçevede ele
alınmasıdır. Aksi tutumların devamı halinde adalet siyasetin ve
ideolojik çekişmelerin gölgesinde kalarak güven kaybedecek ve kamuoyu
sözde “rövanş” almak isteyen odakların kısır çekişmeleri karşısında,
demokrasi dışı kurtuluş yollarına hoşgörü ile bakmaya
başlayabilecektir.
Dileğimiz, ülkemizin bütünlüğü, milletimizin
kardeşliği, devletimizin dirayeti açısından beka düzeyinde yüksek
tehditlere maruz kaldığımız bu dönemde, herkesin acilen sağduyu
göstermesi, siyasi kutuplaşmaların ve gerginliklerin aziz
Cumhuriyetimizin ve büyük Türk milletinin hasımları dışında kimseye
bir yarar sağlamayacağının idrak edilmesidir.
Yapay tartışmaların ve çatışmaların
bulandırdığı puslu hava dağılarak üzerine örttüğü gerçek gündem ortaya
çıktığı zaman, Türkiye’nin çok ciddi bir bölünme ve ayrışma
tehlikesini yaşamaya başladığı anlaşılacak ve umarız ki geç kalınmış
olmayacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi, devlet ve millet
kaynaşmasının temsilcisi olarak, ülkemizin sorunlarına demokratik
nizam içinde müdahil olmayı, yaklaşan tehlikeler karşısında herkesi
uyarmayı ve Cumhuriyetimizin temel değerlerinde buluşma çağrılarını
sürdürmeyi büyük Türk milletinin kendisinden beklediği milli bir
sorumluluk ve görev olarak görmektedir.
Dr.
Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı |